Futbol

Fakirler Yarattı, Zenginler Çaldı

19 Nisan 2021 akşamının futbol tarihinde akıllara kazınan bir tarih olacağı kesin. Avrupa’nın önde gelen 12 dev kulübü kendilerine Avrupa Süper Ligi (ASL) adı altında alternatif bir lig kuracaklarını açıkladı. Bu turnuvanın detayları ve UEFA’nın bu karara tepkisi kararın açıklanmasından beri futbol kamuoyunun gündeminden düşmedi, dolayısıyla tekrardan üzerinden geçmeye gerek yok. Dünya etrafındaki futbolseverlerin artık sadece tek bir sorusu var: “Bu karar bildiğimiz ve sevdiğimiz haliyle futbolun sonunun habercisi mi?”

Futbolun bu kadar geniş kitlelere hitap edebilmesinin altında çok temel bir neden vardır. Futbol 150 yıldır güçsüz kesimleri 90 dakikalığına da olsa güçlü kesimlerle eşit şartlara getirebilen bir oyundur. İşçi kesimin kurduğu bir takım ile kraliyeti temsil eden bir takımın temelde sahada şansları eşittir çünkü en basit tabiri ile top yuvarlaktır. Yani futbolu severiz çünkü ne olursa olsun Porto ve Monaco Şampiyonlar Ligi’nde final oynayabilir, Ajax, Real Madrid ve Juventus gibi devlere kafa tutarak Şampiyonlar Ligi’nde yarı finale çıkabilir ya da Borussia Dortmund tüm dezavantajlarına rağmen Şampiyonlar Ligi finalinde Bayern Münih’le eşleşebilir. Bir gerçeği kabul etmeliyiz: Yeni formatta bırakın Ajax, Porto, Monaco gibi takımların devleri Avrupa’nın dışına itme şansını, devlere karşı sahaya çıkmaları bile çok muhtemel gözükmüyor. Yani güçsüz takımların peri masallarına en azından bir süreliğine elveda diyebiliriz.

Ancak bu durum sanılanın aksine yeni bir şey değil. 2004 senesinde oynanan Porto-Monaco finali belki de dünya etrafındaki bütün futbolseverlerin hoşuna gitmişti ancak bu final aynı zamanda Şampiyonlar Ligi tarihinin en az gelir getiren finali olma rekorunu da elinde bulunduruyor. UEFA o günden beri güçsüz takımların işini elinden geldiğince zorlaştıraracak, güçsüz ve güçlü takımların arasındaki makası iyice genişletecek politikalar uyguluyor. Bunun en güncel örneği olarak 2015 senesinde Şampiyonlar Ligi grup aşamasının torba sistemine gelen değişikliği gösterebiliriz. 2015’e kadar takımlar tamamen UEFA sıralamasına göre torbalara dağıtılıyorken, bu yıldan itibaren sistem UEFA sıralamasına bakılmaksızın Avrupa’nın zirvesindeki 6 ligin şampiyonları ve son Şampiyonlar Ligi şampiyonu 1. torbada olacak şekilde revize edildi. Bu da yerel liginde şampiyon olamamış dev takımların 2. torbaya düşmesine sebep oldu. Böylece büyük karşılaşmalar henüz grup aşamasında oynanmaya başladı, bu karşılaşmaların yayın geliri arttı ancak 1 ve 2. torba takımlarıyla 3 ve 4. torba takımları arasındaki makas açıldı. Yani UEFA’nın ya da daha genel anlamda futbol ekonomisinin büyük takımlar lehine işliyor olması yeni bir durum değil. UEFA hali hazırda devlerin ekonomik çıkarlarını gözeten kararlar veriyordu ancak görünen o ki bu kararlar Avrupa’nın devleri tarafından yeterli görülmedi.

Romantik ve nostaljik bakış açımızı bir kenara bırakıp Florentino Perez önderliğindeki kulüp başkanlarının talebini incelersek aslında isteklerinin gayet makul olduğunu görebiliriz. En temele indirgenmiş haliyle Avrupa’nın devleri şu soruyu soruyor: “Futbol dünyada en çok izlenen oyunken neden Super Bowl, NBA Finalleri veya MLB Dünya Serileri kadar geniş bir ekonomi yaratamıyor?” Sadece Amerika’da popüler olan NFL finali Super Bowl’un 100 milyon seyirci ile her yıl yaklaşık 400 milyon kişi tarafından izlenen Şampiyonlar Ligi finalinden daha geniş bir ekonomi yaratması kesinlikle irdelenmesi gereken bir konu. Avrupa’nın devleri de burada haklı olarak UEFA’yı suçluyor. Önerdikleri sistemde sadece turnuvaya katılım parası bile Şampiyonlar Ligi kazananının gelirinden 2 kat fazla. Eğer bu model gerçekten de ekonomik olarak mümkünse, Avrupa’nın dev kulüplerinin bu modele geçiş yapmak istemesi kadar doğal bir şey yok.

Burada sorgulanması gereken Avrupa devlerinin açgözlü taleplerinden çok, onları bu açgözlü talepleri yapmaya iten UEFA ve FIFA yönetimi. Futbol dışındaki sporlara bakıldığında ligleri yönetenlerin katılımcı kulüplerin bir koalisyonu olduğunu görüyoruz. Bu durum NBA’de de NFL’de de hatta ülkemize en yakın örneğiyle Euroleague’de bile böyle. O zaman neden futbol bu modele geçemiyor? Evet belki de Avrupa Süper Ligi kusursuz bir çözüm değil ama bizi mevcut Şampiyonlar Ligi sisteminin de bir o kadar kusurlu olmadığında inandıran faktör nedir?

Peki buradan sonra ne olacak? Öncelikle Avrupa Süper Ligi hakkında birçok detay açıklanmadı. Kurucu 12 takıma eklenecek 3 takımın hangi kulüpler olduğuna dair söylentiler olsa da henüz netleşen bir bilgi yok. 15 takıma ek olarak turnuvaya dahil edilecek 5 takımın ne tür bir sistemle davetiye alacağına dair bir bilgi de yok. Bir diğer yandan UEFA’nın söylediği gibi ASL’de yer alan takımları ve oyuncuları kendine bağlı turnuvalardan men etmek gibi bir idari yaptırım uygulayıp uygulamayacağını da kesin olarak bilmiyoruz. Kişisel görüşüm Avrupa Süper Ligi projesinin tam anlamıyla bir blöf olmamakla birlikte UEFA’yı daha köklü değişikliklere imza atmaya iten bir rest olduğu yönünde. Eminim ki önümüzdeki aylar çok hareketli geçecek ve işin sonunda gelecek sezonun başlangıcı öncesi bir orta yol bulunacak. Ancak kamuoyunun aksine, bu orta yol bulma sürecinde UEFA’nın kulüplere nazaran daha çok taviz vermesi gerektiğini düşünenlerdenim. Çünkü UEFA ve FIFA, Sepp Blatter ve Michel Platini’nin yolsuzluk davalarından beri kulüplerin menfaati için çalışmaktan çok uzak bir kurum görünümünde.  Dolayısıyla, bu kriz Avrupa kulüplerinin futbol yönetiminde daha çok söz sahibi olmasını sağlayacak yeni bir düzene, hatta UEFA’nın kendini tamamen feshetmesine bile yol açabilir. Kim bilir belki gelecekte geriye dönüp bakıldığında bu kriz bir devrim olarak bile görülebilir.

Bir de bu işin pek tartışılmayan bir boyutu var. Şu anda Avrupa devlerinin eli güçlü. Ellerinde aşağı yukarı hazır bir turnuva sistemi, planlanmış bir idari model ve güçlü yatırımcılar var. “Eğer FIFA oyuncularımızı Dünya Kupası’na almazsa kendi turnuvamızı kurarız” diyecek kadar da özgüvenliler. Ancak ASL kararının açıklanmasından beri 12 kulübün taraftarının karara karşı çok ciddi bir tepkisi var. Eğer taraftarlar denklemden çıkarılırsa Avrupa devlerinin kurduğu tüm sistem çöker. Çünkü mali pastayı büyütmelerini sağlayan ekonomik yatırımın en büyük dayanağı bu endüstrinin tüketicileri olan taraftarlar. Eğer taraftarlar yoksa yatırım da olmaz, yatırım olmazsa büyük gelirler de olmaz, büyük gelirler olmazsa kulüpler mali olarak mevcut durumdan bile daha kötü bir hale gelebilir. Bana sorarsanız Avrupalı devlerin önündeki en büyük tehlike UEFA değil taraftarları. Çünkü UEFA öyle ya da böyle bahsi geçen 12 kulübün marka değerine muhtaç, dolayısıyla bir şekilde onları memnun etmek zorundalar. Ancak eğer bu dev kulüpler taraftarını ASL’nin iyi bir proje olduğuna ikna edemez ve taraftar desteğini kaybederlerse mali bir felakete sürüklenirler.

Bugün itibariyle Avrupa futbolunun geleceği hiç olmadığı kadar belirsiz. Önümüzdeki yaz ayları boyunca birçok kriz yaşanacak ve birçok karar açıklanacak. Yakınımızdaki değişimlerin uzun vadede iyi mi yoksa kötü mü olacağını kestirmek zor ancak şu bir gerçek: Futbol bugünden itibaren eskisi gibi olmayacak.  

Rafi Levi

         Paylaş ya da Gönder

NBA Maçlarının TV Programı, Skorlar ve Sonuçlar

Bu kategoride ilginizi çekecek başka yazılar da var... / Kaçırmayın.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu