F1

En İyi 5 İlk Zafer

İlkler her zaman en unutulmaz izleri bırakırlar. Ve iz bırakanlar asla unutulmaz. Bu yüzden belki sonradan daha değerlileri yaşansa da, ilklerin yeri hep ayrıdır. Hep orada, kafanızın bir köşesinde, kendi yerlerine oturur ve hayatınıza dahil olmayı asla bırakmazlar. Karşınızda Formula 1’deki o en değerli anların en çarpıcıları!

Be Plus
  • Max Verstappen, İspanya GP, 2016

   Öncelikle 18 yaşınızda geleceğinizi kolaylıkla rahata alabileceğiniz bir işe sahip olduğunuzu düşünün. Sonra bu işten milyonlarca dolar kazandığınızı ve geleceğinizin çok parlak olduğunu hayal edin. Sonra bu işin Formula 1 pilotluğu olduğunu hayal edin ve sonra durmayın, 18 yaş 228 günlükken griddeki en hızlı 3 takımdan birinde ilk yarışınıza çıkacağınızı düşleyin. Buraya kadar bile akla hayale sığmayan bir senaryo, değil mi? Daha da şaşırtıcı olan şey ise, bunun dahası olduğu!

   Rosberg ve Hamilton arasında geçen 2016 şampiyonluk yarışının ünlü durağı İspanya GP’de, o zamanki genç yetenek Max Verstappen daha Red Bull’la ilk yarışına çıkıyordu. Yarışın ağır favorileri Hamilton ve Rosberg o ünlü kazayı yaptığında, sahne diğerlerine kalmıştı. Ve Verstappen, bu altın fırsatı takımıyla daha ilk yarışında kullanmayı başardı ve aynı anda en genç yarış kazanan, en genç podyuma çıkan ve en genç bir yarışa liderlik eden pilot unvanına sahip oldu.

Böyle mucizevi bir yarıştan sonra kendisine geleceğin birden fazla kez dünya şampiyonu gözüyle bakılan Verstappen’in yolculuğu devam ediyor. Peri masalı gibi başlayan kariyeri ise sona erdiğinde nasıl gözükecek, hep beraber göreceğiz.

  • Olivier Panis, Monaco GP, 1996

   Hayattaki küçük aktörlerin, büyük sahnelerde gözükmesi biz izleyiciler için her zaman çok cazip bir senaryodur. Çünkü o sahneler bize uzaktır, ekranın arkasındadır ve hüzün içeren hayatlarımızdan bir anlığına da olsa bizi uzaklaştıran alternatif bir zaman çizgisidir. O küçük aktörlere bahşettiğimiz önem aslında kendimizin orada olma isteğiyle doğru orantılıdır. Olivier Panis, işte o küçük aktörlerden biri.

   1996 Monaco GP’yi duymuş olmanız, o kadar da küçük bir ihtimal değil. Yağmur, kaos ve bolca sürpriz içeren yarış, sadece 4 kişi tarafından tamamlandı ve bu günümüze kadar süren bir rekor. İşte bu yarışın kazananı ise o gün ilk (ve son) galibiyetini elde eden Panis’ti. Panis asla bir dünya şampiyonu olması umulan bir pilot değildi, çok büyük umutlarla spora giren ya da “seçilmiş bir kişi” de değildi. O da giriştiğimiz işlerde çoğu zaman kabul etmek istemesek de bizim gibi, asla en iyi olamayacak biriydi. Ama kader ve kendi çabası, ona sonunda güldü; hem de ne gülümseme!

Bu kategoride ilginizi çekecek başka yazılar da var... / Kaçırmayın.

   4 kişinin bitirebildiği o yarıştan sonra Panis, sadece bir F1 yarış kazananı olmakla kalmadı, bir Monaco GP galibi oldu. Çoğu büyük pilotun bile erişemediği bu gurura erişen Fransız pilot Panis, vatandaşı Prost’un 51 galibiyeti olsa da Gasly’nin 2019’daki galibiyetine kadar son yarış kazanan Fransız pilottu. Kariyer boyunca kazanılacak sadece 1 galibiyet için hiç de kötü bir seçim değil!

  • Sebastian Vettel, İtalya GP, 2008

   Bazı olaylar, sanki birinin eliyle yazılmış gibidir. Neredeyse hiç kusur yoktur ve herkes olmasa da çoğu insan çok memnundur. Sonradan bir Formula 1 efsanesi olacak Vettel’in ilk galibiyeti, işte tam da böyle bir andı.

   Griddeki en yavaş otomobillerden biri olan Toro Rosso’yla ilk sezonunu geçiren Vettel, daha cumartesi gününden ilginç bir yarış hafta sonu geçirmeye başlamıştı. Yağmurlu hava koşullarında sürpriz bir pole pozisyonu alan Vettel, bunu başaran en genç pilot olmayı başardı. Pazar günkü yarışta da kontrolü hiç kaybetmeyen Vettel, yarış galibiyetini de alarak bunu da başaran en genç pilot olmayı başarmıştı. Bu hâliyle bile inanılmaz bir başarı olsa da, Sebastian’ın bunu takımı Toro Rosso’nun (Eskiden Minardi) evinde başarması ve onlara ilk galibiyetini vermesi, hiç unutulmayacak bir an olarak tarihe geçti.

   Bu galibiyetten sonra koleksiyonuna 4 Dünya Şampiyonluğu ve sayısız galibiyet ve podyum ekleyen Seb, sporun şüphesiz en değerli aktörlerinden biri oldu. Ama o sayısız an içerisindeki bu 2008 günü, uzun bir süre daha kesinlikle hatırlanmaya değecek.

  • Jean Alesi, 1995, Kanada GP

   Sıradaki hikaye biraz hüzünlü, biraz duygusal ve kesinlikle tifosiye ait bir hikaye. Gilles Villeneuve, 5 sene Ferrari ile yarışmış ve asla şampiyonluğa ulaşamamış bir pilottu. 1982 sezonunda Belçika GP’de yaşadığı talihsiz kaza ile hayata veda eden Gilles’in, Ferrari ile hikayesi de bu sebeple yarım kalmıştı. Bu olaylardan sonra tifosinin kalbinde Gilles’in yeri her zaman ayrı olmuştur.

   Yıllar sonra, 1991 sezonunda ise, Ferrari yeni bir pilotu karşılıyordu: Fransız Jean Alesi. Gilles’in 27 numarasını alan Alesi, Prost’un ikinci pilotu olarak girdiği takımda, Prost’un ayrılmasıyla birinci pilot olmuş ve yavaş yavaş takımla özdeşleştirilen biri olmuştu. Agresif ve tutkulu yarış stili, onu Ferrari camiasında beğenilen biri kılıyordu. Tek sıkıntı ise, Alesi’nin Ferrari’de görev yaptığı sürede Ferrari’nin çok başarılı olamaması ve Alesi’nin bir yarış galibiyeti kazanamamasıydı. Bu durum 1995’e kadar sürdü, ta ki o seneki Kanada GP’ye kadar(67 yarış).

   31. yaş gününde yapılan Kanada GP’yi kazanan Alesi, sonunda Ferrari ile bir yarış galibiyeti yaşamayı başarmış oluyordu. Alesi çizgiyi geçtikten sonra bütün seyirciler piste girdi ve Alesi’nin de benzini bitti. Seneye onun koltuğunu alacak olan Schumacher, onu pit yoluna kadar bıraktı ve unutulmaz görüntülerden birinin ortaya çıkmasına sebep oldu. Ferrari efsanesi Gilles’in ünlü 27 numarasıyla ilk ve tek yarışını kazanan Alesi’nin bunu “Circuit Gilles Villeneuve”(Gilles Villeneuve Pisti)de yapmış olması ise, kaderin güzel bir cilvesinden başka bir şey değildi.

  • Charles Leclerc, Belçika GP, 2019

“Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.”

Sessiz Gemi, Yahya Kemal Beyatlı

Ölüm, her zaman çok ağırdır. Ölen kişinin hayatıyla alakalı acabalara mı daha çok üzülürsün, yoksa kalan kişinin ahlarına mı, hiçbir zaman bilemezsin. Zamanı durdurmaya en yakın hadise odur belki, Dünya kararır ve bir daha hiç aydınlanmayacak gibi olur. Elbet aydınlanır, bunu hepimiz biliriz. Çünkü ne ölenle ölünür, ne de ölen gittiği yerden döner. Charles Leclerc’in ilk F1 galibiyeti, maalesef ki ölümle iç içe.

Anthoine Hubert, her şeyden önce gencecik bir insandı. Hayalleri ve önünde uzandığını düşündüğü bir hayatı vardı. Ancak 2019 Belçika GP’de, bütün bir varlık sona erdi. Cumartesi günü F2 yarışında geçirdiği kazada hayatını kaybeden Hubert, bu hayattan göçüp gitmiş oldu ve maalesef, motor sporlarının ne kadar tehlikeli olduğunu tekrar hatırladık, hepimiz keşke hatırlamasaydık dememize rağmen.

   Hubert’le çocukluk yaşından beri beraber yarışan ve yakın bir arkadaşı olan Leclerc ise, bu elem kazadan sonraki gün yapılan F1 yarışında, ilk galibiyetini Ferrari aracıyla kazanmayı başardı. Yarış sonunda gökyüzünü göstermesi ve “Bu Anthoine içindi” dediği telsiz konuşmasıyla daha önceki gün kaybettiği arkadaşını en güzel şekilde andı. Belki de en hatırlamak istemeyeceği ilk yarış galibiyeti anısı, Charles’e ait. 

   Ölüm karanlık bir olay. Ve ölüm, duygu sömürüsü yapılmayacak bir olay. Bu dünyada çözümü olmayan belki de tek şey ve en çok acıtan da o. Motor sporları ise her zaman ölüme alışkın ve bu durum maalesef hiçbir zaman değişmeyecek gibi gözüküyor. Herhangi bir motor sporunda hayatını kaybeden herkese saygılarımla.

Herhangi bir sevdiğini/tanıdığını kaybeden ve esas onun hatırası için bu ölümü aşabilen insanlara adanmıştır.

NBA Maçlarının TV Programı, Skorlar ve Sonuçlar

Berkin Özdal

2002 yılında Karabük’te doğdum. İTÜ Mimarlık Bölümü öğrencisiyim. Yazıyorum, çiziyorum ve hayattan olabildiğince zevk almaya çalışıyorum.

Bu kategoride ilginizi çekecek başka yazılar da var... / Kaçırmayın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Reklam engelleyici